Giriş


Ruhumun derinliklerinde sıkışan hislerimi paylaşacak olmanın içsel huzuru bir başka hissettiriyor. Bir süredir avazımın çıktığı kadar yaşadığım suskunluğun son bulması, heybemde biriktirdiğim cümlelerin ortaya çıkacak olması ya da siz her ne derseniz o…
Sizi kırmadan, üzmeden, incitmeden…
İçinde yaşanılan zaman diliminde geç kalınmış bir önsöz misali, size anlatacaklarım var.
Planlı bir gidiş hikâyesinin akabinde yaşanılacaklardan habersiz, zamanın akışına bırakılan bir durumdu aslında. O ana kadar ne olacağına dair kimsenin en ufak bir fikrinin olmadığı, sıradan bir anın belki de geri dönüşü olmayan bir yola saptığı, gelişigüzel alelade bir zaman diliminin başlangıcıydı. Olmaması için onlarca nedenin sıralanabileceği fakat olması için tek bir sebebin varlığının dahi yeterli olabileceği gayet insani bir o kadar da ruhani bir olguydu aslında.
Belki hatırlamazsınız belki de hafızanızın kıyısında köşesinde silinmeye yüz tutmuş anımsayabileceğiniz, ilk kez farklı bir anda farklı bir olguda yan yana gelebilmenin ve hasbel kader aynı yöne doğru bakmanın getirdiği hissel ve bir o kadar da içsel bir durumun varlığından mıdır bilinmez ama her şeyin başlangıcıydı o an aslında.
Evet hatırlamadınız…
Sizin için sıradan spontane bir anın, benim için biriktirilebilecek onlarca anıya dönüşebilme ihtimalinin varlığı bana iyi gelmişti o anda. Bu hissiyatın ektiği cesaret tohumları filizlenebilmeliydi elbette.
Postmodern dünyanın iç gıcıklayan ruhsuz kimliğinin aksine retro hislerin varlığından yana birisi olarak Milena’nın Kafka’sı tadında olmak isterdik: “ben ve düşüncelerim”, hislerim de cabası. Önemli olan biraz biraz anlatabilmek hissettiklerimizi ama yüzeysel kalmalı, biraz da merak uyandırmalı. Bol üç noktalı cümleler ile sonlanmalı ve ucu bucağı olmamalı.
Ki…
Kalemimizden dökülen kelimelerin, dudaklarımızın arasından süzülen cümlelere evrildiğine şahit olalım. Daha çok anlamaya çalışalım ve daha çok anlatalım düşündüklerimizi…
Dünyayı aydınlatan bir gülümsemenin varlığından, “Ay Işığına” uzanan başka bir evrenin kapıları açılmıştı adeta. Yol bilmeden, iz sürmeden tamamen his yordamıyla ışığa doğru yalın ayak yürümek gerekliydi. Ben de öyle yaptım. Işığa yaklaşmanın verdiği heyecan bacaklarıma sirayet eder de zamanla adımlarım büyür sandım. Belki de koşardım…
Sorun bana, pişman mıyım?


Yorumlar